Önceki yazımda söylemiştim…
Yıl sonuna yaklaşırken milyonlarca emeklinin gözü açıklanacak enflasyon rakamına, kulağı Ankara’dan gelecek habere çevrilecek.
Benim tahminim, en düşük emekli aylığının 26-27 bin lira seviyesine çıkabileceği yönündeydi.
Ancak Orta Vadeli Program’daki yüzde 28,4’lük yıl sonu enflasyon öngörüsü gerçekleşirse tablo değişiyor.
SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin artışı yaklaşık yüzde 9’da kalabilir. Mevcut taban aylık üzerinden yapılacak hesap, en düşük ödemenin 25 bin 500-25 bin 700 lira civarına çıkabileceğini gösteriyor.
Elbette bunun için ayrıca yasal düzenleme gerekir.
Çünkü kök aylığa yapılan artış başka…
En düşük ödeme tutarının yükseltilmesi başka…
Memur ve memur emeklisi açısından konuşulan oran ise yaklaşık yüzde 7.
Rakamlar kâğıt üzerinde güzel görünebilir.
Yüzde 9…
Yüzde 7…
Ancak çarşıya çıktığınızda matematik değişiyor.
Doğal gaza zam…
Elektriğe zam…
Suya zam…
Ulaşıma zam…
Akaryakıta zam…
Markette etikete zam…
Maaş hesaba yatmadan yapılacak harcamaların adresi belli oluyor.
Emekli parasını almadan bölüştürüyor.
Kiraya şu kadar…
Faturalara bu kadar…
İlaca, pazara, mutfağa kalan neyse…
Sonra ayın bitmesini bekliyor.
Daha doğrusu ayın nasıl biteceğini düşünüyor.
Enflasyon yüzde 28,4’te kalmaz da yüzde 31-32 seviyelerine çıkarsa SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin artış oranı yaklaşık yüzde 11-12 bandına yaklaşabilir.
Bu defa rakam biraz daha yüksek görünür.
Fakat hayat pahalılığı da aynı yerde durmaz.
Bir cebinize maaş farkı konurken öteki cebiniz çoktan açılmış olur.
Asgari ücretli için de benzer bir tablo var.
2026 yılında yapılan yüzde 27 civarındaki artışın ardından, 2027’de Orta Vadeli Program hedefleri esas alınırsa artışın yüzde 22-24 aralığında kalması şaşırtıcı olmayacaktır.
Yine toplantılar yapılacak.
Komisyon toplanacak.
Taraflar konuşacak.
Masaya rakamlar konulacak.
Sonunda yeni ücret büyük bir müjde gibi açıklanacak.
Peki vatandaş rahatlayacak mı?
Mesele tam olarak burada başlıyor.
Çünkü önemli olan maaşın kaç lira olduğu değil, o parayla nelerin alınabildiğidir.
Ücret yüzde 20 yükselirken kira yüzde 40 artıyorsa ortada gerçek bir kazanç yoktur.
Aylık büyürken pazar filesi küçülüyorsa refahtan söz edilemez.
Bankadaki rakam çoğalırken sofradaki tabak eksiliyorsa yapılan artış yalnızca istatistiktir.
Emekli lüks istemiyor.
Kasaba giderken hesap makinesi kullanmamak istiyor.
Torununa harçlık verirken utanmak istemiyor.
Kışın kombiyi açarken korkmamak istiyor.
Asgari ücretli servet beklemiyor.
Bir aylık emeğiyle bir ay yaşayabilmek istiyor.
İnsanların beklentisi aslında çok basit:
Maaş zammı daha cebe girmeden erimesin.
Fatura, kira ve gıda artışlarının gerisinde kalmasın.
Vatandaş ayın sonunda borçlanmadan evine ekmek götürebilsin.
Yoksa oran açıklamak kolaydır.
Yüzde 7 dersiniz…
Yüzde 9 dersiniz…
Yüzde 24 dersiniz…
Fakat market kasasında yüzde değil, para geçer.
Emeklinin cebinde de hesap değil, hayat vardır.
Ve hayat…
Orta Vadeli Program’daki hedeflere göre değil, kasadaki son etikete göre yaşanır.
Kalın sağlıcakla


