Üç lira maaş…
Otuz üç lira kredi kartı limiti…
Ne güzel memleket.
Cebinde 3 lira var.
Bankada 33 lira harcama yetkin var.
Kendini zengin sanıyorsun.
Ta ki ekstre gelene kadar.
Sonra gerçek hayat başlıyor.
Elektrik faturası geliyor.
Kart.
Su faturası geliyor.
Kart.
Doğalgaz geliyor.
Kart.
Markete gidiyorsun.
Kart.
Çocuğun okul masrafı çıkıyor.
Kart.
Kıyafet lazım oluyor.
Kart.
Ayın sonuna geliyorsun…
Kartın limiti bitmiş.
Maaş zaten bitmiş.
Sen de bitmişsin.
İşte şimdi kredi kartı limitlerinin vatandaşın gerçek geliriyle daha yakından ilişkilendirilmesi gündemde.
Gelir beyanı, SGK kayıtları ve bankacılık sistemi üzerinden değerlendirilecek.
Yani banka artık vatandaşa,
“Ne kadar borçlanmak istersin?” diye değil,
“Gerçekte ne kadar kazanıyorsun?” diye bakacak.
Bence bu kötü bir şey değil.
Tam tersine…
Vatandaşa iyilik yaptığını zannedip onu borca batırmanın önüne geçilmesi açısından önemli bir adım.
Çünkü kredi kartı para değildir.
Kredi kartı, gelecekte kazanacağın paranın bugünden harcanmasıdır.
Bugünün ihtiyacını yarının maaşıyla karşılamaktır.
Ama yarın geldiğinde başka bir ihtiyaç çıkar.
Onu da kartla ödersin.
Sonra başka bir ihtiyaç…
Bir kart diğerini kovalar.
Asgari ödeme yapılır.
Faiz işler.
Borç büyür.
İnsan bir bakar ki yıllardır çalışıyor ama kazandığı para kendisine değil, geçmişte yaptığı harcamalara gidiyor.
En kötüsü de şu:
Bu insanların tamamı lüks peşinde değil.
Çoğu vatandaş kredi kartıyla tatil yapmadı.
Yat almadı.
Ferrari almadı.
Bazen sadece çocuğunun beslenme çantasını doldurdu.
Bazen evinin doğalgazını ödedi.
Bazen mutfak alışverişini yaptı.
Bazen elektrik faturasını yatırdı.
Yani mesele sadece bilinçsiz kredi kartı kullanımı değil.
Gelirin gideri karşılamadığı yerde kredi kartı, ihtiyaç haline geliyor.
Ve ihtiyaç haline gelen borç, bir süre sonra esarete dönüşüyor.
Sonra icra kapıya geliyor.
Telefonlar susmuyor.
Ekstreler birikiyor.
Evde huzur kalmıyor.
İnsan kendi evinde kendi borcunun hesabını yapmaktan yoruluyor.
“Bu ay hangisini ödeyelim?”
Elektrik mi?
Doğalgaz mı?
Kira mı?
Kredi kartı mı?
İşte insanın asıl iflası burada başlıyor.
Bankaya borçlanmadan önce değil…
Kendi hayatını çeviremez hale geldiği zaman.
Bu nedenle kredi kartı limitlerinin gerçek gelirle sınırlandırılmasını doğru buluyorum.
Ama bir şartla:
Vatandaşın kart limitini düşürmek yetmez.
Vatandaşın hayat pahalılığını da düşürmek gerekir.
Çünkü insanın cebine üç lira koyup, sonra “Otuz liralık harcama yapma” demek tek başına çözüm değildir.
Asıl çözüm;
insanın üç lirasıyla yaşayabilmesini sağlamaktır.
Kredi kartının limiti düşsün.
Ama vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülmesin.
Kartın limiti düşsün.
Ama çocuğun okul masrafı büyümesin.
Kartın limiti düşsün.
Ama vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yeniden borç aramak zorunda kalmasın.
Çünkü mesele kredi kartı değil.
Mesele banka değil.
Mesele limit değil.
Mesele, insanın kendi kazandığı parayla ay sonunu getirebilmesidir.
Ve belki de yıllardır unuttuğumuz en basit ekonomik gerçek şudur:
İnsana daha yüksek kredi kartı limiti değil, daha güçlü bir gelir lazım.
Çünkü vatandaşın cebinde para varsa karta ihtiyacı azalır.
Cebinde para yoksa…
Kartın limiti ne kadar yüksek olursa olsun,
sadece borcun yüksek olur.
Sonra banka parasını alır.
Vatandaş da kara kara düşünür.
İşte bütün mesele bundan ibarettir.


