Bu yıl ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuk sayısının yaklaşık 953 bine gerilemesi bekleniyor.
Uzun yıllar sonra ilk kez…
Bir milyonun altında.
Bu yalnızca okullarla ilgili bir istatistik değil.
Sınıfların küçülmesi değil.
Öğretmen ihtiyacının azalması hiç değil.
Bu rakam…
Türkiye’nin geleceğinin küçülmesidir.
Eskiden bir evde üç çocuk, dört çocuk vardı.
Sofrada yer açılırdı.
Odaya bir yatak daha konurdu.
Kardeş, kardeşin küçülen kıyafetini giyerdi.
Ev küçüktü belki…
Ama aile büyüktü.
Şimdi evler küçülüyor.
Aileler de küçülüyor.
Hayaller zaten küçüle küçüle görünmez oldu.
Gençler evlenmek istemiyor deniliyor.
Yanlış.
Gençler evlenemiyor.
Düğün salonundan önce hesap makinesine bakıyor.
Altın kaç para?
Kira kaç para?
Mobilya kaç para?
Beyaz eşya kaç para?
Bir de maaşına bakıyor.
Hesap makinesi bile utanıp kapanıyor.
Evlenenler de çocuk sahibi olmak istemiyor deniliyor.
O da eksik.
Çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu biliyorlar.
Bezini düşünüyorlar.
Mamasını düşünüyorlar.
Kreşini düşünüyorlar.
Okulunu düşünüyorlar.
Servisini düşünüyorlar.
Kirayı, faturayı, mutfağı düşünüyorlar.
Çocuğu daha dünyaya gelmeden üniversite masrafına kadar hesaplıyorlar.
Sonra birbirlerine dönüp…
“Biz bu çocuğa nasıl bir hayat vereceğiz?” diye soruyorlar.
Cevap bulamıyorlar.
Türkiye’nin toplam doğurganlık hızı 2025 yılında 1,42 çocuğa kadar geriledi.
Nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken seviye ise 2,10.
Yani mesele geçici değil.
Takvim ilerledikçe nüfus yaşlanacak.
Okulların ardından gençlik azalacak.
Sonra çalışan nüfus azalacak.
Sonra üretim azalacak.
Sonra emekliyi finanse edecek insan azalacak.
Bugün boş kalan sıra…
Yarın boş kalacak fabrikadır.
Dükkândır.
Ofistir.
Mahalledir.
Konut ilanlarına bakıyoruz.
1+0…
1+1…
“Minimal yaşam” deniliyor.
Ne kadar şık bir ifade değil mi?
İnsanlar geniş ev istemiyormuş gibi.
Kalabalık aile hayal etmiyormuş gibi.
Oysa çoğu zaman minimal olan yaşam değil…
Gelirdir.
Umuttur.
Gelecek planıdır.
Bir oda salon evler hızla alıcı ve kiracı buluyor.
Çünkü insanlar büyük aile kurmadıkları için değil…
Büyük bir hayatın masrafını karşılayamadıkları için küçücük evlere sığınıyor.
Çocuğa ayrı oda artık ihtiyaç değil, lüks sayılıyor.
Misafir odası zaten tarihe karıştı.
Yakında “çocuk odası” da emlak ilanlarında nostaljik bir ifade olacak.
Birinci sınıfa başlayacak çocuk sayısı bir milyonun altına düşüyorsa…
Sadece çocuk sayısı azalmıyor demektir.
Evlilik azalıyor.
Aile küçülüyor.
Genç nüfus eriyor.
Ülkenin yarını daralıyor.
Gençlere “evlenin” demek kolay.
“Üç çocuk yapın” demek daha da kolay.
Önemli olan…
O gençlere evlenebilecekleri bir hayat,
Çocuklarını büyütebilecekleri bir düzen,
Yarına güvenebilecekleri bir ülke sunabilmek.
Çünkü insanlar çocuk sahibi olmaktan vazgeçmedi.
Geleceksiz bir dünyaya çocuk getirmekten korkuyor.
Mesele nüfus değil.
Mesele güvendir.
Kalın sağlıcakla.


