Amerika İran’ı vurdu.
İran karşılık verdi.
Füzeler havalandı.
İHA’lar uçtu.
Hürmüz Boğazı yeniden dünyanın boğazına sarıldı.
Haritada binlerce kilometre uzakta.
Ama faturası bizim mahalledeki benzin istasyonunda çıkacak.
Çünkü savaş İran’da oluyor…
Zam Türkiye’de.
Petrol yükseliyor.
Dolar zaten yerinde durmuyor.
Rafineri maliyeti deniliyor.
Dağıtım gideri deniliyor.
Vergi deniliyor.
ÖTV deniliyor.
KDV deniliyor.
Sonra pompaya küçük bir kâğıt yapıştırılıyor:
“Fiyatlarımız güncellenmiştir.”
Vatandaşın maaşı ise güncellenmiyor.
Emeklinin aylığı aynı.
Asgari ücretlinin kazancı aynı.
Esnafın cebindeki para aynı.
Ama benzinin fiyatı dünya siyasetine bağlı.
Motorin Amerika’ya…
LPG İran’a…
Market etiketi Hürmüz Boğazı’na bağlı.
Benzine zam geliyor.
Nakliye pahalanıyor.
Nakliye pahalanınca domates pahalanıyor.
Ekmek pahalanıyor.
Otobüs bileti pahalanıyor.
Kargo pahalanıyor.
Tarladaki traktörden denizdeki balıkçı teknesine kadar her şey etkileniyor.
Yani benzin kullanmıyorum diyerek kurtulamıyorsunuz.
Arabanız olmasa bile savaşın faturasını ödüyorsunuz.
Amerika füze atıyor.
İran misilleme yapıyor.
Petrol şirketleri kazanıyor.
Silah şirketleri kazanıyor.
Siyasetçiler konuşuyor.
Biz ödüyoruz.
Sonra ekranlara bir uzman çıkıyor:
“Jeopolitik riskler nedeniyle petrol fiyatları yükseldi.”
Vatandaşın anlayacağı şekilde söyleyelim:
Dünyanın bir yerinde güçlüler kavga etti…
Bizim mutfaktaki tüp pahalandı.
Savaşın kazananı hiçbir zaman halk olmadı.
Ama kaybedeni hep belli.
Bombanın düştüğü yerde yaşayanlar…
Bir de bombanın sesini duymadığı hâlde faturasını ödeyenler.
ABD ile İran birbirine gözdağı veriyor.
Türkiye’de vatandaş benzin göstergesine bakıyor.
Onların füzesi var.
Bizim yanan yakıt lambamız.
Kısacası…
Savaş Hürmüz’de.
Yangın pompada.
Fatura yine vatandaşta.
Kalın Sağlıcakla


