TÜİK, ekim ayı enflasyonunu yüzde 2,58 olarak açıkladı.
Vatandaşın gözünde bu rakamın karşılığı ne kadar, bilemem. Ama pazara, markete, kasaba giden insanın hesabı başka çıkıyor.
Elinde alışveriş listesi var.
Cebinde para var.
İkisini birbirine bir türlü denk getiremiyor.
Sonra listeden silmeye başlıyor. Önce eti… Ardından peyniri azaltıyor. Meyveyi tane hesabına çeviriyor. Kasadaki toplamı düşürmek için evdeki ihtiyacı eksiltiyor.
İstatistikte bunun adı ne, bilmiyorum.
Evdeki adı, geçinememek.
Üstelik havalar soğudu. Şimdi o hesaba ısınma gideri de eklenecek. Kombinin düğmesine uzanan el, faturayı düşünüp geri çekilecek.
Her şeyin ateş pahası olduğu bir dönemde vatandaş zaten yanıyor. Bir de doğalgazı açacak hâli kalmıyor!
Emekli, yıl sonunda yapılacak zammı bekliyor. Asgari ücretli de öyle. Daha zam konuşulmadan, gelecek paranın hangi borca gideceği belli.
Bakkala…
Kiraya…
Kredi kartına…
Kendisine sıra gelirse artık.
Elbette ülkenin enflasyonu bir yöntemle hesaplanacak. Ama gelirinin büyük bölümünü gıdaya, kiraya ve faturalara ayıran insanın yaşadığı kayıp da görülecek.
Çünkü güven, açıklanan rakamla mutfaktaki hesap birbirinden uzaklaştıkça aşınıyor.
Emeklinin, çalışanın beklediği şey çok basit: Ay sonunu borç istemeden getirebilmek. Torununa harçlık verirken kendi ekmek parasını düşünmemek.
Yapılacak zam, bu kaybı karşılamayacaksa…
Vatandaşa yine sabır, yine tasarruf düşecekse…
Vay ki ne vay!
Kalın sağlıcakla


