Bir insanın hayatı, karşısındakinin öfkesine bırakılamaz.
Ama yaşadığımız acılar, bize tekrar tekrar aynı soruyu sorduruyor:
Bir anlaşmazlıktan nasıl oluyor da geriye bir cenaze kalıyor?
Murat Saral’ın ardından Gölcük bugün bu acıyla yüzleşiyor. Ailesi, yakınları, dostları bir insanı kaybetmenin ağırlığını taşıyor.
Olayın ayrıntılarını soruşturma ortaya koyacak. Bizim şimdiden düşünmemiz gereken ise anlaşmazlıklar karşısında şiddete ne kadar kolay yer açtığımız.
Hakaret etmeyi güç sanıyoruz.
Tehdit etmeyi cesaret.
Geri adım atmayı zayıflık…
Oysa insan bazen susarak kendini tutar. Bazen bulunduğu yerden uzaklaşarak bir felaketi önler. Bazen de hakkını aramak için hukukun kapısını çalar.
Bunların hiçbiri korkaklık değildir.
Bir silah çekildiğinde ise artık yalnızca iki kişi arasında yaşanan bir olaydan söz edemeyiz. O silahın açtığı yara, bir ailenin bütün hayatına yayılır.
Evdeki boş sandalyeye…
Bir daha cevap vermeyecek telefona…
Yarım kalan planlara…
Başsağlığı mesajları yazılır. Cenaze kaldırılır. Sokak yeniden günlük telaşına döner.
Fakat o evin hayatı aynı yerden devam etmez.
Bu yüzden öfkeyi mazur gösteren her sözü yeniden düşünmeliyiz. “Çok sinirlenmiş” demek, kaybedilen hayatın karşısında neyi açıklayabilir?
Hiçbir anlaşmazlık bir insanın yaşamından daha kıymetli değildir.
Bunu, bir sonraki acının ardından tekrar yazmak zorunda kalmayalım.
Kalın sağlıcakla
