Gölcük’te yaşıyorsunuz.
Deniziniz var. Marmara Denizi…
Kavaklı’nız var, Değirmendere’niz var, Halıdere’niz, Ulaşlı’nız var.
Yani Allah vergisi bir güzelliğiniz var.
Peki, bu güzelliğin kıymetini ne kadar biliyorsunuz?
Denize kıyısı olan şehirler, sahillerini turizme, sosyal yaşama ve şehir kültürüne dönüştürmeye çalışırken Gölcük’ün de kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Biz denizin kıyısında yaşayan bir şehir miyiz, yoksa denizin sunduğu imkânları yeterince değerlendiremeyen bir ilçe mi?
Sahil, yalnızca yürüyüş yapılan bir yer değildir. Ailenin vakit geçirdiği, gencin nefes aldığı, esnafın hareketlilik kazandığı, şehrin kimliğini bulduğu ortak yaşam alanıdır.
Gölcük’ün sahilleri daha canlı, daha işlevsel ve daha cazip olabilir mi?
Elbette olabilir. Bunun için mevcut imkânların değerlendirilmesi, eksiklerin tespit edilmesi ve uzun vadeli bir sahil anlayışının ortaya konulması gerekiyor.
Mesele yalnızca bank koymak, yürüyüş yolu yapmak veya birkaç düzenlemeyle yetinmek değil. Mesele, denizi şehrin günlük yaşamının merkezine alabilmek.
Çünkü deniz, bir şehrin önünden akıp giden manzara değildir. Doğru değerlendirildiğinde sosyal hayatın, turizmin ve yerel ekonominin önemli bir parçasıdır.
Gölcük’ün denizi var. Sahil potansiyeli var. İnsanların değerlendirilmesini beklediği doğal güzellikleri var.
Öyleyse soralım:
Gölcük, sahip olduğu bu güzelliğin hakkını veriyor mu?
Bazen bir şehrin eksiği, sahip olmadığı şeyler değildir. Sahip olduklarını ne kadar değerlendirebildiğidir.
Gölcük’ün denizi orada duruyor.
Şimdi mesele, bu denizin kıyısında nasıl bir şehir hayatı kuracağımızdır
Kalın Sağlıcakla


