Maç başlıyor.
Çocuk formasını giyiyor. Baba televizyonun karşısına oturuyor. Tribündeki taraftar, sesini ertesi güne bırakmamaya kararlı.
Doksan dakika boyunca herkes aynı şeyi bekliyor:
Adaletli bir maç.
Hakem her pozisyonu doğru göremeyebilir. Futbolcu gibi o da hata yapabilir. Tartışılır, görüntüler izlenir, karar değerlendirilir.
Ama bugün tartışma bir penaltının, bir kartın ötesinde.
Yasin Kol ve Göktuğ Hazar Erel’in “Hakemler dosyası” soruşturmasında tutuklanması, futbolun denetim mekanizmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Önce şunu söyleyelim:
Tutuklama, suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Kararı delilleri değerlendirerek yargı verecek.
Bizim soracağımız başka sorular var.
Hakemleri kim denetliyor?
Denetleyenleri kim denetliyor?
Bir iddia ortaya çıktığında hangi mekanizma işliyor?
Kamuoyuna ne açıklanıyor?
Çünkü bir kurumun güvenilirliği, yalnızca çalışanlarına duyduğu güvenle ölçülmez. Yanlış yapıldığında bunu fark edecek ve ortaya çıkaracak sistemiyle de ölçülür.
Futbola teknoloji geldi.
Kameralar çoğaldı.
Pozisyonlar yavaşlatıldı.
Çizgiler çekildi.
Kulaklıklardan talimatlar duyuldu.
Milimetrik ofsaytı bulabiliyoruz.
Peki, yönetimdeki sorumluluğu aynı açıklıkla gösterebiliyor muyuz?
Taraftar, topun çizgiyi geçip geçmediğini öğreniyor. Fakat kurumların hangi ölçütlerle karar verdiğini her zaman öğrenemiyor.
Sonra kuşku büyüyor.
Doğru karardan bile şüphe ediliyor. Her hata başka bir hesabın parçası sayılıyor. Her açıklama, forma rengine göre okunuyor.
Böyle bir ortamda dürüstçe görev yapan hakem de zarar görüyor.
Sahaya çıktığında yalnızca maçı yönetmiyor; başkalarının bıraktığı güvensizliği de sırtında taşıyor.
Şimdi yapılması gereken belli.
İddialar bütün yönleriyle araştırılmalı. Sorumluluklar ortaya konulmalı. Kurumsal denetimin nerede çalıştığı, nerede aksadığı açıklanmalı.
Soruşturmanın sonucu beklenirken kurumlar da kendi işleyişlerini gözden geçirmeli.
“Gereken yapılacaktır” cümlesiyle yetinemeyiz.
Ne yapılacak?
Kim yapacak?
Nasıl denetlenecek?
Taraftarın bunları sormaya hakkı var.
Çünkü futbolun hesabında yalnızca yayın geliri, transfer bedeli, sponsorluk parası bulunmuyor.
Deplasmana gitmek için biriktirilen para da var.
Yağmur altında beklenen saatler de var.
Babasının elinden tutup ilk kez tribüne çıkan çocuğun heyecanı da var.
O çocuk, takımının yenilmesini öğrenebilir.
Her maç kazanılmayacağını da öğrenebilir.
Ama oyunun adil olduğuna inanmak ister.
Kulüplerin, federasyonun ve futbolun bütün kurumlarının koruması gereken şey bu inançtır.
Bir açıklama yayımlayıp gündemin değişmesini beklemek kolay.
Güveni yeniden kurmak emek ister. Açık kurallar, tutarlı uygulama ve hesap verme sorumluluğu ister.
Çünkü taraftar bir süre sonra skoru unutur.
Son dakikada kaçan golü bile unutur.
Ama kandırıldığını düşünürse, o duyguyu kolay kolay unutmaz.


