Fon meselesinde konuşulan rakamları duydukça insan şaşırıyor.
Kim ne kadar yatırmış, ne kadar kazanmış, ne kadar kaybetmiş…
Çoğumuzun hayatı boyunca bir arada göremeyeceği paralar, bir haberin içinde birkaç saniyede geçip gidiyor. Biz daha rakamdaki sıfırları sayarken başka bir açıklama geliyor.
“Ödeme yapılacak.”
Ardından bir uzman konuşuyor:
“O kadar kolay değil.”
Bir başkası çıkıyor:
“Ödenmeyebilir.”
Parasını bekleyen vatandaşın elinde hesap makinesi var. Ama hesabı yapacak bilgi yok.
Kime ödeme yapılacak? Ne kadar ödenecek? Hangi kaynak kullanılacak? Ne zaman başlanacak?
Sorular somut.
Cevaplar sisli.
Üstelik ortalıkta dolaşan her söz, bilgi diye sunuluyor. İddia, yorum, söylenti birbirine karışıyor. Sosyal medyada bir paylaşım yapılıyor, birkaç dakika sonra sanki kesin karar alınmış gibi konuşuluyor.
Vatandaş parasını mı düşünsün, duyduğunun doğru olup olmadığını mı araştırsın?
Bu belirsizliğin bir de görünmeyen hesabı var.
Güven.
Bir insan birikimini yatırım aracına teslim ederken yalnızca kazanç beklemez. Kuralların işlemesini, denetimin yapılmasını, sorun çıktığında karşısında açık konuşan bir muhatap bulmayı da bekler.
Kazanç ihtimalini anlatırken herkesin sesi gür çıkıyor.
İş zarara, sorumluluğa ve ödemeye gelince cümleler neden bu kadar dolambaçlı oluyor?
Elbette her yatırımın riski var. Ancak yatırım riskiyle denetim eksikliği, yanlış bilgilendirme ya da varsa usulsüzlük aynı torbaya konulamaz. Hangisinin yaşandığı açıkça ortaya çıkarılmalı. Sorumluluk da buna göre belirlenmeli.
Çünkü mesele yalnızca bugün parasını bekleyenleri ilgilendirmiyor.
Yarın Türkiye’ye yatırım yapmayı düşünen kişi de buraya bakıyor. Verilen sözle uygulamanın birbirini tutup tutmadığını izliyor. Kuralların herkese aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığını görmek istiyor.
Bu nedenle atılacak adımların akıllı, açıklamaların anlaşılır olması gerekiyor.
“Bir şekilde çözülür” sözüyle kimsenin hesabı kapanmıyor.
İnsanlar alın teriyle biriktirdikleri parayı nereye koyacaklarını zaten kaygıyla düşünüyor. Bir de böyle bir belirsizlik yaşandığında, borsaya ve fonlara duyulan güven daha fazla aşınıyor.
Sonra aynı insanlara dönüp “Tasarruflarınızı yatırıma yönlendirin” deniliyor.
Vatandaş da haklı olarak soruyor:
“Peki, neye güvenerek?”
Bu soruya açık bir cevap verilmezse, insanlar delikli bir kuruşunu bile yatırmaya çekinir.
Kaybedilen paranın hesabı çıkarılabilir.
Kaybedilen güvenin faturası ise yıllarca ödenir.
Kalın Sağlıcakla


