yeni göclük
yeni göclük
Vecdi ŞENEMRE
Köşe Yazarı
Vecdi ŞENEMRE
 

NE ORTA KALDI NE DİREK

Her şeyi en yüksek perdeden yaşıyoruz. Sevinci de… Öfkeyi de… Yoksulluğu da… Sanki hayatın ortası kaldırılmış. Ya en tepesindeyiz ya en aşağısında. Biraz soluklanacak, etrafımıza bakacak, “Burada da yaşayabiliriz” diyecek bir yer arıyoruz. Bulamıyoruz. Birinin akşam yemeğine ödediği hesabı, diğeri ay boyunca mutfağına ayırmaya çalışıyor. Aynı caddede biri otomobilinin modelini düşünüyor, öteki pazardan eve dönerken poşetleri neden bu kadar hafif diye hesap yapıyor. Eskiden “orta direk” denirdi. Öğretmen… Memur… İşçi… Küçük esnaf… Zengin değillerdi. Her istediklerini alamazlardı. Ama çalışarak bir düzen kurabileceklerine inanırlardı. Bir evin hayali vardı. Çocukların eğitimi için kenara konulan para vardı. Yaz gelince birkaç günlüğüne bir yerlere gitmenin hesabı vardı. Şimdi hesap çok. Sonuç yok. Maaş yatıyor, ödemeler yapılıyor. Ay daha yeni başlamışken insan takvime bakıyor: “Bir sonraki maaşa kaç gün var?” Orta direğin yerinde, borçlarını dengede tutmaya çalışan insanlar kaldı. Bir ay kartı, bir ay faturayı, öbür ay market alışverişini çeviriyorlar. Hayat dönüyor. Baş da dönüyor. Havalar da bize uydu sanki. Ya sıcaktan kaçacak gölge arıyoruz ya soğuktan sığınacak yer. Ya yağmur yağsın diye gökyüzüne bakıyoruz ya yağınca pencereden sokağı kontrol ediyoruz. “Su yükseliyor mu?” Yağmurun sesi eskiden insana uyku verirdi. Şimdi bazı evlerde nöbet başlatıyor. Biri bodruma iniyor, biri otomobilini başka yere çekiyor, biri kapının önüne su girmesin diye uğraşıyor. Kuraklıkta da endişe. Yağışta da. Üstelik yalnızca havalarda değil bu ölçüsüzlük. Konuşurken de uçlardayız. Birini ya göklere çıkarıyoruz ya yerin dibine sokuyoruz. Bir konuda farklı düşündük mü, yılların tanışıklığını bir cümlede harcayabiliyoruz. Dinlemeye sabrımız az. Hüküm vermeye vaktimiz bol. Sonra dönüp eskileri özlüyoruz. Eski mahalleyi… Eski komşuyu… Eski bayramı… Eski sofrayı… Elbette geçmişte de sıkıntı vardı. Kimsenin çocukluğu, memleketin bütün meselelerini ortadan kaldırmıyordu. Ama hafızamızda kalan bazı küçük güvenceler var. Kapısını çalabildiğimiz komşu. Sözüne inanabildiğimiz insan. Çalışırsak yarının biraz daha iyi olacağı düşüncesi. Kalın sağlıcakla
Ekleme Tarihi: 20 Ekim 2026 -Salı

NE ORTA KALDI NE DİREK

Her şeyi en yüksek perdeden yaşıyoruz.

Sevinci de…
Öfkeyi de…
Yoksulluğu da…

Sanki hayatın ortası kaldırılmış. Ya en tepesindeyiz ya en aşağısında. Biraz soluklanacak, etrafımıza bakacak, “Burada da yaşayabiliriz” diyecek bir yer arıyoruz.

Bulamıyoruz.

Birinin akşam yemeğine ödediği hesabı, diğeri ay boyunca mutfağına ayırmaya çalışıyor. Aynı caddede biri otomobilinin modelini düşünüyor, öteki pazardan eve dönerken poşetleri neden bu kadar hafif diye hesap yapıyor.

Eskiden “orta direk” denirdi.

Öğretmen…
Memur…
İşçi…
Küçük esnaf…

Zengin değillerdi. Her istediklerini alamazlardı. Ama çalışarak bir düzen kurabileceklerine inanırlardı. Bir evin hayali vardı. Çocukların eğitimi için kenara konulan para vardı. Yaz gelince birkaç günlüğüne bir yerlere gitmenin hesabı vardı.

Şimdi hesap çok.

Sonuç yok.

Maaş yatıyor, ödemeler yapılıyor. Ay daha yeni başlamışken insan takvime bakıyor:

“Bir sonraki maaşa kaç gün var?”

Orta direğin yerinde, borçlarını dengede tutmaya çalışan insanlar kaldı. Bir ay kartı, bir ay faturayı, öbür ay market alışverişini çeviriyorlar.

Hayat dönüyor.

Baş da dönüyor.

Havalar da bize uydu sanki.

Ya sıcaktan kaçacak gölge arıyoruz ya soğuktan sığınacak yer. Ya yağmur yağsın diye gökyüzüne bakıyoruz ya yağınca pencereden sokağı kontrol ediyoruz.

“Su yükseliyor mu?”

Yağmurun sesi eskiden insana uyku verirdi. Şimdi bazı evlerde nöbet başlatıyor. Biri bodruma iniyor, biri otomobilini başka yere çekiyor, biri kapının önüne su girmesin diye uğraşıyor.

Kuraklıkta da endişe.

Yağışta da.

Üstelik yalnızca havalarda değil bu ölçüsüzlük.

Konuşurken de uçlardayız. Birini ya göklere çıkarıyoruz ya yerin dibine sokuyoruz. Bir konuda farklı düşündük mü, yılların tanışıklığını bir cümlede harcayabiliyoruz.

Dinlemeye sabrımız az.

Hüküm vermeye vaktimiz bol.

Sonra dönüp eskileri özlüyoruz.

Eski mahalleyi…
Eski komşuyu…
Eski bayramı…
Eski sofrayı…

Elbette geçmişte de sıkıntı vardı. Kimsenin çocukluğu, memleketin bütün meselelerini ortadan kaldırmıyordu. Ama hafızamızda kalan bazı küçük güvenceler var.

Kapısını çalabildiğimiz komşu.

Sözüne inanabildiğimiz insan.

Çalışırsak yarının biraz daha iyi olacağı düşüncesi.

Kalın sağlıcakla
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve golcukhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.