Bu yıl, Türkiye millî futbol takımı 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılma heyecanını yaşadı. Ancak bu heyecan, zaman farkları nedeniyle bir çoğumuz için sadece bir hayal olarak kaldı. Sabahın erken saatlerinde, yerel ekranlar karşısında, heyecanlı gözlerle maç başlama saatini beklemek, birçok kişi için yeni bir alışkanlık haline geldi. Özellikle genç nesil için, bu özel anları paylaşma fırsatı bir hayli kısıtlıydı. Oğlum Rauf Doruk’un, uyku mahmurluğuna rağmen, millî takım için alarm kurması, yalnızca onun değil, geleceğin taraftarlarının da harcanan umutlarını temsil eder. Ancak, ne yazık ki sonuçlar hüsranla sona erdi.
Maç izlemek, yalnızca bir spor dalına olan ilgi değil; aynı zamanda bir toplumsal bağ kurma aracıydı. Fakat, Türk millî takımı için bu yolculuk pek de beklenildiği gibi geçmedi. Futbolcuların sahadaki tutumu, konsantrasyon eksiklikleri ve sürekli gelen başarısızlıklar, gözler önündeki gerçeklerin ne kadar çarpıcı olduğunu ortaya koydu. Genç bir çocuğun, “Forvet olmaz baba,” demesi, aslında herkesin yaşadığı ortak bir hissiyatı yansıtıyor. Futbolun çok daha fazlası olduğu ve büyük bir ulusun bu sporu nasıl yönettiği hakkında sorgulamalar, derin bir melankoliyi beraberinde getiriyor.
Umutların tükendiği bu noktada, Türkiye’nin başında bulunan teknik direktörün durumu da oldukça tartışmalı. Bir ülkenin kaderini belirleyen, yetenekli futbolcuları bir araya getirip doğru stratejileri uygulamakla yükümlü olan bir ismin, ordunun sesine kulak vermemesi oldukça üzücü. Geniş kitlelerin ve gençlerin söylenenleri dikkate almadığı koşullarda, bir liderlik sorununun var olduğu bariz. Bu tür durumların süregeldiği bir ortamda, millî takım için geleceği hayal etmek bile zorlaşıyor.
Kazanılan hayaller, kaybedilen maçlarla birlikte eriyip gidebilir. Dönüş başlayan bir bekleyiş var; Amerika Birleşik Devletleri ile yapılacak olan karşılaşma, belki de herkesin son umuduyla sarıldığı bir an olacak. Ancak, içten içe hissettiğimiz, bu maçın da toplumumuz üzerindeki etkisinin eski günlerdeki gibi olmayacağıdır. Eski ruh, enerji ve coşku kayboldu, bir nesli temsil eden gençler ise daha kenarda duruyor.
Artık milli takımın geleceği ne olacak veya bir daha Dünya Kupası’nı görebilecek miyiz? Bu sorular kafamızda dönüp duruyor. Belki de bizim ömrümüz yetmeyebilir, ama elimizde kalan anıları ve hayalleri korumak zorundayız. Bu kaygı ve belirsizlik içinde, millî takımımıza olan bağlılık ve sevgiyi her zaman hissetmek istiyoruz. Umutların tükendiği yerde, belki de yeni umutları yeşertebilmek için birlik olmalıyız.
Kalın sağlıcakla

