Türkiye'de her ayın başı, milyonlarca insan için takvim yapraklarının değişmesinden çok daha fazlasını ifade ediyor.
TÜİK'in ekim ayı enflasyon verilerini duyurmasıyla birlikte, kasım ayında kira sözleşmesini yenileyecek olan konut ve iş yeri sahipleri ile kiracıların gözü kulağı netleşen rakamdaydı.
Açıklanan verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 29,77 olurken, kira artışlarında yasal tavan olarak baz alınan 12 aylık TÜFE ortalaması yüzde 31,23 olarak gerçekleşti. Bu oran, kasım ayında kontrat yenileyecek milyonlarca insan için üst sınırın resmen yüzde 31,23 olduğunu gösteriyor. Kağıt üzerinde bu oran, geçtiğimiz yılların o yakıcı, üç haneli artışlarına kıyasla bir nebze "nefes aldıran" bir tablo gibi sunulabilir. Ancak madalyonun bir de mutfaktaki, sokaktaki yüzü var.
Rakamlar Masada, Gerçekler Sokakta
Yasal tavan oran her ne kadar yüzde 31,23 olarak belirlense de, bu oran dar ve orta gelirli bir kiracının cüzdanında aynı karşılığı bulmuyor. Bugün bir kiracının yalnızca ev sahibine ödediği tutar değil; mutfak masrafı, elektrik, su, doğalgaz faturaları, çocukların okul masrafları ve ulaşım giderleri de aynı hızla, hatta bazı kalemlerde çok daha baskın bir şekilde artıyor.
Milyonlarca insan, sabah evden çıkarken akşama yapacağı market alışverişini, ay sonunda elinde kalacak parayla kirayı nasıl denkleştireceğini kara kara düşünüyor. "Enflasyon düşüyor, artış oranları geriliyor" denilen her veri, maalesef ki pazar tezgahındaki domatese, market raflarındaki süt fiyatına aynı oranda yansımıyor.
Kiracılar için yaşam şartları; dört duvar arasında başınızı sokabileceğiniz bir yuva bulmanın ötesinde, her ay "Acaba bu ay bütçeyi nasıl tutturacağız?" kaygısıyla geçen bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda.


