Birkaç yıl öncesine kadar "tropikal iklim" denince zihnimizde fırtınalarla boğuşan uzak coğrafyalar, devasa okyanus kıyıları canlanırdı.
Oysa bugün Marmara Bölgesi'nde camdan dışarı baktığımızda tam olarak bu yeni gerçeklikle yüzleşiyoruz. Yazın ortasında aniden kararan gökyüzü, dakikalar içinde metrekaresine kilolarca yağış bırakan bulutlar ve ardında bıraktığı felaket tabloları...
Marmara artık bildiğimiz o ılıman, dengeli iklimini kaybetti; ani yağmurların ve sudden-flood (ani sel) risklerinin egemen olduğu tropikal bir karakter kazandı.
Peki, doğanın bu büyük değişimine bizim şehirlerimiz ne kadar hazır?
Ne yazık ki cevap acı: Hiç hazır değiliz.
Nitekim bu uyarı yeni de değil. 2002 yılında Star Gazetesi deneyimli muhabiri Tuğrul Mercan'ın "Tropik İstanbul" başlığıyla kaleme aldığı haberin üzerinden tam 24 yıl geçmesine rağmen, şehirlerimiz değişen iklim şartlarına uygun bir yapılaşmaya gitmedi.
Yıllardır süregelen kontrolsüz kentleşme, derelerin üzerinin kapatılıp yola dönüştürülmesi ve betonlaşma sevdası, doğanın bu sert hamleleri karşısında bizi tamamen savunmasız bırakıyor. Su, doğası gereği kendi yatağını unutmaz. Siz derenin üzerine beton döküp apartman dikebilirsiniz; ama o su ilk büyük yağmurda eski yolunu bulur ve karşısına çıkan her şeyi yutarak akar.


