Bugün Türkiye’de kentsel dönüşüm denince akla gelen tek şey var: Eski binayı yık, yerine daha yüksek ve yeni bir bina yap.
Oysa iklim krizinin eşiğindeki bir Marmara için kentsel dönüşüm kavramının baştan tanımlanması gerekiyor. Kentsel dönüşüm; sadece depreme dayanıklı betonarme yapılar inşa etmek değil, aynı zamanda şehri doğanın yeni şartlarına adapte etme (akıllı adaptasyon) sürecidir.
Eğer dönüşümü sadece parsel bazında binaları yenilemek olarak görürsek, yarın depremde yıkılmayan o yepyeni binaların bodrum katlarında insanımızı sele kurban vermeye devam ederiz.
Dere Yatakları Acilen Özgürleşmeli
Yeni nesil kentsel dönüşüm anlayışının ilk ve en hayati adımı dere yataklarının açılması olmalıdır:
Doğal Su Kanalları Yeniden Kazanılmalı
Zamanında üzeri kapatılan, daraltılan veya imara açılan tüm dere yatakları tespit edilmeli ve bu hatlar üzerindeki yapılar acilen tasfiye edilmelidir.
Sünger Şehir Modeli
Betonlaşmış yüzeyleri azaltıp, suyu emen yeşil alanları, yağmur bahçelerini ve yeraltı su depolama alanlarını artırmalıyız. Suyun akıp gitmesine değil, toprağa sızmasına izin vermeliyiz.
Mavi-Yeşil Koridorlar: Dere yatakları sadece suyu tahliye eden kanallar olarak değil; etrafı yeşil alanlarla desteklenmiş, kentin nefes almasını sağlayan yaşam koridorlarına dönüştürülmelidir.
Zaman Aleyhimize İşliyor
Doğa bize haber vermeden, iklim şartlarını her geçen gün biraz daha sertleştirerek değiştiriyor. Yağmur artık günlerce süren tatlı bir çiseleme değil; dakikalar içinde hayatı felç eden bir afet şeklinde yağıyor.
Marmara Bölgesi'nin geleceğini kurtarmak istiyorsak, beton odaklı şehircilik anlayışından "doğa odaklı dirençli kent" modeline geçmek zorundayız.


