Borsa İstanbul son haftalarda finans tarihine geçecek ders niteliğinde bir krizle çalkalanıyor.
Kamuoyunda "Fon Krizi" olarak adlandırılan ve 455 binden fazla yatırımcıyı etkileyen bu tablo, temelsiz fiyat hareketlerinin eninde sonunda patlamaya mahkûm olduğunu bir kez daha gösterdi.
SPK'nın 131 fonu tasfiye etmesiyle görünür olan krizin arkasındaki mekanizma son derece net.
Sığ hisseler seçildi
Şirketlerin mali yapısına bakılmaksızın, borsada dolaşımdaki hisse sayısı az ve fiyatı kolayca yönlendirilebilen şirketler hedef alındı.
Fonlarla fiyat yükseltildi
Bazı serbest fonlar üzerinden bu hisselere yüklü paralar aktarıldı. Fiyatlar tırmandıkça fonların kâğıt üzerindeki getirileri tavan yaptı.
Yeni para illüzyonu büyüttü
Yüksek getiriyi gören yüz binlerce küçük yatırımcı bu fonlara akın etti. Gelen yeni kaynak yine aynı sığ hisselere sürülerek balon daha da şişirildi.
Ancak suni yükselişlerin kaçınılmaz bir sonu vardır:
Satış başladığında alıcı bulunamadı
Sistemdeki hisseler sığ olduğu için satışlar başladığı an fiyatlar çakıldı. Fonundan çıkıp parasını kurtarmak isteyen yatırımcı likidite duvarına çarptı; çünkü fonun elindeki hisseleri gerçek değerinden satacak bir piyasa kalmamıştı.
SPK'nın ağustos sonunda getirdiği kısıtlamalar ve eylül ortasında aldığı radikal tasfiye kararları, sistemik çöküşü önlemeye yönelik zorunlu adımlardı.
Bu krizden çıkarılacak en temel ders şudur: Bir fonun kısa vadede sunduğu astronomik getiriler başarısını değil, taşıdığı riskin büyüklüğünü gösterir.


