Siyaset koridorlarında dünden beri yankılanan o cümle, sadece bir parti ayrılığı veya yeni bir çatı arayışı değil; Türk siyasi hayatının en köklü damarlarından birinde yaşanan depremin ismidir.
Özgür Özel'in CHP grup kürsüsünden yaptığı veda ve ardından “Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partide açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz” çıkışı, Türk siyasetinde yeni bir perdenin aralandığını gösteriyor.
Peki, bu hamle parlamento aritmetiğinde dengeleri sararken, Türk siyasi tarihinin tozlu raflarında yerini almış o eski senaryoyu yeniden mi sahneleyecek, yoksa bu kez kural değişecek mi?
Tarihin Ağır Hafızası
Türk siyasi tarihi, ana gövdeden ayrılıp yeni bir iddia ile yola çıkanların hüzünlü hikayeleriyle doludur. Belleğimizi biraz yokladığımızda karşımıza çıkan tablo oldukça net bir istatistiktir:
Bülent Ecevit ve DSP: Siyasi tarihin belki de bu kulvarda en uzun soluklu ve en büyük başarıyı yakalayan istisnasıydı. Ancak bu istisna, Ecevit gibi dev bir liderin karizması ve dönemin olağanüstü siyasi konjonktürü ile mümkündü.
Murat Karayalçın - SDP (Sosyal Demokrat Halk Partisi)
Tuncay Özkan - Yeni Parti
Emine Ülker Tarhan - Anadolu Partisi
Mustafa Sarıgül - TDP (Türkiye Değişim Partisi)
Muharrem İnce - Memleket Partisi
Bu isimlerin her biri yola çıkarken büyük bir heyecan, yüksek bir iddia ve "muhalefetin gerçek adresi biziz" savıyla hareket etti. Ancak sonuç değişmedi; birçoğu tabela partisi olmaktan öteye geçemedi ya da zamanla ana gövdeye geri dönmek zorunda kaldı.
Bu Defa Ne Farklı?
Özgür Özel'in liderliğinde kurulacağı ilan edilen bu yeni yapıyı, geçmişteki ayrılıklardan ayıran en kritik ve ezber bozan unsur parlamento gücüdür.
Geçmişteki örneklerin birçoğu sıfırdan, meclis içi grubun sağladığı imkanlardan yoksun olarak yola çıkmıştı. Oysa Özgür Özel, “ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz” vurgusuyla yola çıkarken, arkasında hazır bir milletvekili havuzu ve TBMM'nin ana muhalefet olma statüsünü taşıyor. Bu durum, yeni partinin sıfırdan başlama dezavantajını ortadan kaldırarak doğrudan ekranlara, kürsüye ve meclis gündemine tutunmasını sağlıyor.
Kulislerde oy oranlarının yüksek olacağı yönündeki beklentiler ve tartışmalar da bu stratejik gücün bir yansıması.
Döngü Kırılabilir mi?
Siyaset, geçmişin tekrarlarından ibaret değildir; ancak geçmişi okuyamayanlar aynı trajedileri yaşamaya mahkumdur.

