Son günlerde market raflarına her uğradığımızda, bir önceki haftanın fiyatlarını arar olduk.
Özellikle temel tüketim maddesi olan ambalajlı sulardaki ani fiyat artışları, sadece cüzdanımızı değil, vicdanımızı da sızlatıyor. Peki, ne oldu da sular bir anda "altın değerine" ulaştı?
Resmi gerekçe belli: Depozito yönetim sistemi kapsamındaki katılım paylarında yapılan güncelleme. Ancak gelin görün ki, piyasadaki tablo, yapılan güncellemenin matematiksel karşılığıyla uzaktan yakından örtüşmüyor. Ticaret Bakanlığı'nın harekete geçerek üretici, tedarikçi ve perakendecilere yönelik denetim başlatması, aslında hepimizin bildiği ama "acaba mı?" dediğimiz bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Bazı firmalar, yasal düzenlemeleri kendi kâr marjlarını gizli yollardan artırmak için bir "kalkan" olarak kullanıyor.
Maliyetin Ötesinde Bir Fırsatçılık
Maliyetlerdeki artışı anlarız. Lojistik, enerji, ham madde... Bunların fiyatı artarsa ürünün fiyatı da artar. Ancak söz konusu olan "depozito payı" gibi sembolik ve belirli bir rakama dayanan bir düzenlemeyi, ürünün toplam fiyatına fahiş oranlarda yansıtmak, ticari ahlakla bağdaşmaz.
Denetimlerin başlamış olması elbette sevindirici. Bakanlığın, "maliyeti aşan zamların yaptırımla karşılaşacağı" yönündeki uyarısı, bu işin sadece bir "piyasa dalgalanması" değil, bir müdahale alanı olduğunu tescilliyor.
Vatandaşın en temel hakkı olan suya ulaşımını, spekülatif kazançlara kurban etmek kimsenin haddi değildir.

